Çarşamba, Aralık 30, 2015

2015 güle güle...


Aralık ayında 11 ay çalıştığımdan daha çok çalıştım ve yoruldum sanırım. Önce İzmir'e gittim, bir gece kaldım. Havası cidden değişik İzmir'in, hele de İstanbul'dan gidince fark daha belirgin oluyor:) Güneşi, caddeleri, insanların yolda yürüyüşleri bile değişik geliyor bana. Biraz İtalyan havası var İzmir'de, acele yok, işler yapılıyor ama keyif de hep yanıbaşında..

Arge müdürümüz F. hanım ile gittiğimiz için 2 kadın çok iyi vakit geçirdik. Manisa ve İzmir'de 2 firma ziyaret ettik, bizim ofise uğradık. Akşam otele en yakın nerede yemek yiyelim diye sorduğumuzda bize hemen karşı sokakta Servet var dediler, çöp şiş yedik, salataları, lavaş ekmeği ve eti harikaydı.

Bir hafta sonra da Gaziantep'e gittik, yine F. Hanımla birlikte. Bu 2.gidişim, ama hala gezemedim. Çünkü Dolphin ile söz verdik birbirimize, o da iş için gitti, gezmedi. Zeugma Müzesini, Bakırcılar Çarşısını beraber gezeceğiz. Nisan sonunda 2-3 günlüğüne çocuklarla beraber gideceğiz bakalım.

Gaziantep'te olay yemek üzerine dönüyor:) Sabah uçaktan inince kahvaltıya gittik. 100.yıl parkı içindeki Amber cafe'de harika bir kahvaltı yaptık. Sonra fabrikada toplantı ve akşam otele geldiğimizde çok güzel bir sürpriz yaşadım.

İstanbul'da çok sık görüştüğüm ve eskiden beraber çalıştığımız üniversite sınıf arkadaşım N. ile karşılaştım. Otele geldiğimizde araçtan indim, arkaya gelen araca baktım ve direksiyonda N. vardı!  İkimiz de şaşırdık ve çok sevindik. Biz 5 dakika erken girsek karşılaşmayacaktık. Aynı oteldeymişisiz, o da kendi müşterilerini ziyarete gelmiş meğer. Tabii biz hemen yemeğe davet ettik.

Ben İmam Çağdaş'ta hiç yemediğim için Antep'e gelen biri mutlaka orada bir kez yemek yer diye bizi İmam Çağdaş'a götürdüler. kebapları, lahmacunları ve havuç dilim baklavaları yedik tabii. Otele döndüğümüzde yorgun ama çok mutluyduk:)

Sabah güzel bir kahvaltı yaparak diğer firmaya gittik. Hemen öğlen nerede yiyelim diye sordular:) Toplantı dedik, ya boşverin dediler:)  Neyse toplantıyı yaptık, öğle yemeğinde Ünal Et Lokantası'na gidip tepsi kebabı yedik. Katmer ise şahaneydi. Akşama uçak olduğundan erken çıkıp havaalanına geldik.

Gaziantep gezisi bana 2 kg'a maloldu:) 1 Ocak'ta rejime başlıyorum.

Bu arada evi boyattık. Havalar güzelken aradan çıksın istedik. Sağolsun Arife bize çok yardım etti, hafta sonu görümcemde kaldık, eşya taşı, yerleştir, yıka derken ben de bittim.

Bu yazı senenin son yazısı oluyor, 2015'i bitirdik. Çift sayıları severim, o yüzden 2016'dan umutluyum. Sağlığım yerinde olsun, Pilatese başlayayım ve ailem sevdiklerimle birlikte olayım yeter bana. Herkese iyi seneler, sevdiklerinizle birlikte sağlık ve başarı dolu bir yeni yıl dilerim...




Salı, Aralık 15, 2015

GİGİ 'nin KOMPOZİSYONU...



Ben çok kitap okurum, çocukluğumdan bu yana kitap okumak demek dünya ile bağımı koparıp beni maceradan maceraya sürükleyen olayları çözmek, bilmediğim ülkelere geziler yapmak, en romantiğinden aşkları yaşamak ve heyecandan soluk soluğa kaldığım gerilimli cinayetleri çözmek demektir. Bu yüzden seyahat etmeyi de çok seviyorum ya.

Ortaokuldan bu yana yazmayı da severim, kompozisyon ödevlerimi öğretmenlerim hep çok sevdiler, çevremdekiler de yazılarımın iyi olduğunu söyler. Kızım da benim yolumdan ilerliyor, beni çok çok geçeceğinden ve daha nice başarılı yazılar yazacağından eminim. 

Türkçe ödevi için verilen Zamanın Önemi konulu kompozisyon yazısı şöyle:

Doğduğumuz andan itibaren hayatı öğrenmeye başlarız, bu süreçte zaman hızla akıp gider, fakat biz o zamanlarda zamanın değerini bilmeyiz. Bir an önce büyümek isteriz. Ama tüm yetişkinlerden "keşke senin yaşında olsaydım" veya "keşke zamanın değerini bilseydim" gibi sözler duyarız. 

Yaşamak demek sadece nefes alıp vermek demek değildir.Yaşamak demek; sevmek, sevilmek,eğlenmek, okumak, araştırıp bilgi edinmek, çalışıp başarılı olmak, kimi zaman gülüp kimi zaman ağlamak demektir. Bazen de zamana bırakmaktır.

Zaman hızla akıp gider. Bu yüzden geçmişi ve geleceği düşünmeyi bırakıp anı yaşamalı ve zamanı iyi değerlendirmeliyiz. 



Cuma, Aralık 11, 2015

HO HO HO...





Yeni yıl moduna girdiniz mi?  Ben girdim bile. Dün sabah Gigi'yi okula bırakırken anneee yılbaşı panomuza bakacaktın, gelip bakar mısın? diye sordu. Ben de fabrikaya gidecektim, sonra bakarım dedim. Arkasını döndü, başını eğdi ve üzgün üzgün okuluna girdi. Arabaya bindim, 10 metre gidip zınk diye durdum ve inerek koşa koşa okula gittim. Beni görünce yüzü öyle bir aydınlandı ki! Onlardan daha önemli hiç bir şey yok hayatımda, sayfamın başlığı gibi, aile önemlidir:) 

Panolarına çok emek harcamışlar, tüm öğretmenleri ve öğrenciler yeni yıl dileklerini yazmışlar. Gigi de dileğini yazmış, kendisi için bir dilek (tiyatro seçmelerini kazanmak) ve tüm insanlar için bir dilek (kansere çare bulunduğunu öğrenmek). Kocaman bir yüreği var kızımın.


Fabrikaya gittim, 200 km yolculuk benim için çok keyifli oluyor, hele hava yağmurlu değilse etrafı seyrede seyrede gidiyorum. Spotify listelerimdeki müzikleri dinliyorum, arada çay molası veriyorum. Toplantıyı yapınca da çok geç saate kalmadan çıktım, erkenden eve geldim. 

Yavaş yavaş yılbaşı hediyelerini alıyorum, ufak tefek şeyler, güzel birer kıyafet ve ıvır zıvır oyuncaklar. Çocuklar bayılıyor bir sürü hediye açınca. Kendime gümüş simli saç örgülü bir kazak aldım, dayanamayıp bugün giydim tabii:)  Gri rengi çok seviyorum, açığı, koyusu her tonu hoşuma gidiyor. Grinin elli tonu diyebiliriz yani:)

Faranjit'ten dolayı bir haftadır sesim boru gibiydi, zor konuşuyordum. Antibiyotik, pastil, bitki çayları derken dün düzelttim. Bu arada annemi arayamadım tabii, o da beni aramadı. Sonunda dayanamayıp aradığında şöyle bir sohbet geçti aramızda:

- Enne, neden beni aramıyorsun kaç gündür? Hiç arayıp sormadın..
-Annee, sesim çok kötü o yüzden aramadım, öhö öhhööö
-Ah kızımm, noldu sana? Sesin böyleyken telefonda bile konuşma kimseyle!
-???  O zaman kapat anne:) 
-Yok yok, o kadarcıktan bir şey olmaz. Ama sen yine de dikkat et fazla konuşma 

dedi ve 20 dakika konuştuk:)  Annem bir tanedir, anlatılmaz, yaşanır...  




Salı, Aralık 08, 2015

GÜNÜN ŞARKISI...



Adele - Million Years Ago






Ahmet Kaya'nın Acılara Tutunmak şarkısına benziyor diyorlar, Adele aynı şarkıyı alıp sözlerini yazmış söylemiş diyorlar, hiç benzemiyor diyen de var.

Kim ne derse desin, dinlediğim en güzel şarkılardan biri, Adele şarkıyı harika söylüyor, böyle bir sesi olduğu için kıskanıyorum, milyonlarca insanı duygulandırıyor, neşelendiriyor ve mutlu ediyor.

Pazartesi, Aralık 07, 2015

HAFTA SONU...



Geçen hafta başlayan faranjit hafta sonu tavan yaptı ve dün sesim komple gitti. Bütün gün evde hiç konuşmadım, işleri yaparken çocuklarla ve Dolphin'le işaretleşerek anlaştık:)  Akşam olduğunda benim sesimi özlediler, sen hep konuş dediler:)  Bu sabah işe geldim ama sanırım öğleden sonra çıkacağım, bir firma ile toplantım var, nasıl konuşacaksam..

Tabii hastalık gezmeye engel değil:)  Cumartesi günü Sapanca'ya gittik arkadaşlarla. Yılbaşı için bir ev tutma planımız vardı beraber, 3-4 gün kalırız diyorduk. Bir emlakçı ile görüşmüş Barbo, öğleden sonra gittik. Hava şahaneydi, yolda çok eğlendik, 1 saatte gittik zaten. Sapanca'nın merkezini çok beğendim, sakin, ufak bir yer, göl kenarı da çok güzeldi.

Bir kaç villa gezdik, bazılarını beğendik, bazılarını beğenmedik. Ancak fiyatlar inanılmaz pahalıydı, normalde çok daha uygun fiyatlı evler yılbaşı diye fahiş fiyatlara veriliyor. Sonunda arkadaşların Şile'deki evinde yılbaşını geçirmeye karar verdik.

Emlakçı bize Gülizar Bahçe isminde bir restoran önerdi, göl kenarında, çok güzel bir bahçesi olan kafe, restoran karışımız bir yer, şöminesi yanıyordu girdiğimizde. Çocuklar için oyun salonu da vardı, Domates çorbası başarılıydı, ana yemek olarak Gülizar Köfte yedik, çok beğendik. Gigi de künefe istedi, o da harikaydı.  Açık büfe kahvaltısı da varmış. http://www.gulizarbahce.com/




Yemekten sonra göl kenarında yürüyüş yaptık, göle kurulan su şelalaesinin ışıklarla dansı çok güzeldi, keşke müzik de olsaydı.




Çarşamba, Aralık 02, 2015

EV ÖDEVİNDEN NEFRET EDİYORUM..



Finlandiya eğitim sistemine hayranım, özellikle ev ödevi ile ilgili madde beni benden aldı. Ben tüm öğrencilik hayatım boyunca ödevlerimi günü gününe yaptım, sınavlarıma düzenli çalıştım, tabii ki pişman değilim ama keşke bu kadar ciddiye almasaydım okulu diyorum şimdi. (Allahtan Gigi ve Cigi burayı okumuyorlar henüz:)

Çok spor yapsaydım, sanatla ilgilenseydim, daha çok seyahat etseydim bir diplomanın bana kazandırdığı bir çok şeydan fazla birikimim olurdu. Akademik eğitimi bu kadar ciddiye almak yanlışmış.

Şimdi Gigi 5.sınıfa gidiyor, her gün eve 16.30'da geliyor, (Pazartesi ve Çarşamba günleri 17.30 'da , yüzüyor çünkü). Her akşam evde ödev yapıyor, günlük olanlar ayrı, hafta sonu ayrı. Çocuğum eve geldiğinde yemek yiyip biraz dinlenmek istiyor, kitap okuyor, TV seyrediyor, ben geldiğimde akşam yemeği ve ödev derken saat 21.30 oluyor zaten, sonra yatma kavgası başlıyor. Uyumak istemiyor çünkü bizimle zaman geçirmek istiyor. Onu çok iyi anlıyorum ama uykusunu da almasını istediğim için zorla yatırıyorum.

Oysa hafta içi ödev vermeseler, evde beraber günlük olaylardan konuşsak, gülsek, sohbet etsek daha mutlu olacak ve okuluna da koşa koşa gidecek biliyorum. Şimdi de severek gidiyor ama ödevler onun için çoğu zaman mecburiyet oluyor. Bildiği konulardan sayfalarca ödevi var, matematikten çarpma bölme yapmaktan nefret eder hale geldi. İngilizceyi zevkle çalışıyoruz, Türkçe'yi seviyor, yeni şeyler öğreniyor, Fen de eğlenceli ona göre, ama yaratıcılığını ve çocukluğunu elinden alıyor bu ödevler.

Devlet okullarında belli bir müfredat var, buna uymak zorundalar ancak özel okullar kendi sistemini koyabilir bence, onlar da bir yarışa girmiş sanki TEOG denen saçma sapan bir sınav sistemi için şimdiden haftada bir sınav oluyorlar, ben ne kadar karşı olsam da bu dalgaya kapılıyorum ve zorluyorum çocuğumu.

Cigi 2.sınıfta, çoğu zaman sayfalarca ödevi sıkılarak yapıyor çünkü ona çok kolay geliyor bu ödevler, kendi ilgi alanı ve bilgisine göre değerlendirme yapılamıyor maalesef.

Eğitim çocukların hayatındaki en önemli şeylerden biri, ama doğru yönlendirilmezse tüm hayatını etkiliyor çocukların. Kocaman ve güzel kokulu bir çiçek olacakken tarladaki binlerce aynı bitkiden biri haline geliyorlar.